Adrasanda yakalanan Sarıkuyruk

Sarıkuyruk -Kuzu (135 cm) yakalanma öyküsü

  Mustafa abi ve ben Attila, kayıkçı Mustafa abinin teknesini kiralayıp Adrasan koyundan balığa çıktık. Ben daha önce hiç o bölgede avlanmadığım için Mustafa abimizin yönlendirmeleri doğrultusunda hareket ediyorum. İlk önce kamışlarımızı açtık ve rapalaları bağladık ve sırtı çekmeye başladık.

Hava açık ve güneşli ama deniz o gün biraz dalgalıydı. 2-3 tane büyük palamuttan sonra yaklaşık saat 10 gibi rapalamıza ilk yemlik küçük palamudumuz geldi. Mustafa abi yemlik balığı yöreye özel kuzu oltasına özenle takıp canlı olarak suya sallandırdı. Bana dönüp Attila şu eldivenleri ellerine geçir dedi. Ben eldivenleri giydikten sonra oltanın misinasını elime verdi ve bu sefer daha yavaş bir hızla Adrasan koyundan çıkıp yavaş yavaş Olympos’a doğru kıyıya paralel sırtı çekmeye devam ettik.

Bir taraftan o muhteşem doğa güzelliklerini seyredip diğer taraftan elimdeki oltada arasıra vuruş yapan palamudu hissediyordum. Oltadaki yem yaklaşık yarım saat falan canlı kaldı ama daha sonra vuruşları kayboldu. Sırtı çekmeye devam ediyor bir taraftan da muhabbet ederek yol alıyorduk. 1 saat olmuştu kuzu oltasını denize sallandıralı.

Mustafa abi çeşitli bölgelerde oltayı 3 kulaç topla 5 kulaç sal gibi yönlendirme yapıyordu sığ yerlerde oltayı dibe takmayayım diye.  Ben artık elimdeki oltadan umudu kesmiş bir şekilde beklerken o muhteşem vuruşu hissettim ama bana daha önce böyle bir şey yaşamadığımdan ilk başta dibe takıldı gibi geldi ama daha sonra olta elimden büyük bir hızla boşalmaya başlayınca “geldi balık geldi” diye heyecanla bağırmaya başladım. Mustafa abinin neden bana lastik eldivenleri giydirdiğini o zaman anladım elimdeki misina eldivene rağmen elimi yakarak boşalıyordu.

. O andaki heyecanı tarif edemem sanki denizin içinde oltamın diğer ucunda benden daha güçlü bir adam var ve benle halat çekme yarışı yapıyor. Teknede 3 kişide alarm durumuna geçti. Mustafa abi bana çok asılma boşluk ver falan diye yönlendirme yapıyordu. Misinayı ikimiz birden tuttuk ve bir biz çekiyoruz bir balık çekiyor boğuşup duruyoruz. Ben suyun dibinde nasıl bir yaratıkla uğraştığımızı kestirmeye çalışıyorum bir taraftan.

Bir an baktığımda 6-7 metrelik ahşap ağır tekne sola bizim oltaya abandığımız noktaya iyice yatmış durumdaydı. Sanki suyun dibinden bir beton bloğu yukarı çekiyorduk. Bu mücadele ne kadar sürdü bilmiyorum ama artık balığın bizim gibi yorulduğunu ve eskisi kadar kalama alamadan yukarı geldiğini hissediyorduk. Oltanın sonuna yaklaştıkça ben denizin içine bakıp onu görmeye çalışıyordum sonunda yaklaşık 15-20 mt derinlikte gümüş gibi bir parıltının daireler çizerek yukarı geldiğini gördüm. Heyecandan yerimde duramıyordum ve şimdi onu kayığa nasıl alacağımızı düşünüyor kahkahalar atıyordum.

 Mustafa abi kayıkçı Mustafa’ya hazır ol sen yanaklayacaksın dedi bende yanaklamak ne demek bilmiyor tabi. Mustafa gömleğinin kollarını sıvadı bekliyor. En sonunda balık su yüzüne yorgun bir şekilde çıktı ve yan döndü o anda kayıkçı Mustafa abi elini balığın yanağından sokup solungaç bölgesinden kavrayıp kayığın içine devirdi. Kayığın içine düşen balık çırpınıyor kayığın içinde ne var ne yok sağa sola uçuşup duruyordu. Bir tarafından ben diğer tarafından Mustafa abi bastırıp balığı zaptetmeye çalışıyorduk bir sürede böyle mücadele verdikten sonra artık mücadele bitmiş ve zaferi kazanan taraf belli olmuştu.

  Kendimize geldiğimizde baktık ki balığın ağzında iğne yok! oltamızdaki iki iğneden birisi kopmuş diğer hırsız iğnede balığın yan yüzgeci ile solungacı arasına takılmıştı. Balığın yan tarafına takılan iğne o mücadele sırasında eti yırta yırta artık sonuna gelmiş ve neredeyse kurtulacakmış. Mustafa abi balığı bu şekilde çıkarmamıza bir mucize diyordu. Hakikaten bir mucize olmuş ve biz çok kısmetli bir gün yaşamıştık.

 Kayığın içindeki o muhteşem  balığa tekrar tekrar bakıp bir sigara yaktım ve daha ilk avımda böyle bir balık yakaladığımız için çok mutlu oldum.  Dönerken hep beraber gülüşüyor ve birbirimizi kutluyorduk.

   Kıyıya döndüğümüzde avımızı gururla ve sahildeki milletin şaşkın bakışları arasında evimize götürdük. Tabi böyle bir balığıda görüntülememek olmaz diye karelerce fotoğrafını çektik. Balığın boyu tam 135 cm idi, yaklaşık 28-30 kilo civarı ağırlıkta bir balıktı. Sonra Mustafa abi balığı aynı bir kuzu gibi masaya yatırıp kesti biçti ayıkladı ve herkes payını aldı.  O zaman bu balığa neden kuzu diyorlar anladım çünkü aynı bir kuzu gibi eti kemiği olan bir balıkmış bu.  O günün akşamı kuzunun  benim payıma düşen kısmını 15 kişi afiyetle doya doya yedik.